Sivas’in Konaklari Abdiaga Konagi

27 Kasım 2009

 

Abdiaga Konagi

ABDİ AGA KONAGİ



Sivas’ımızın kadim Mütevelli Ailesine mensup ve Vakıf tarihinde darül – raha  vakfı (hicri 721) Miladi 1321 ile meşhur olan Abdul-vahabi efendi(Abdulvahab) Abdiağanın (Hicri 1343) Miladi 1827 tarihinde yaptırdığı bu konak torunları emekli öğretmen Hatice Mutlu ve emekli Hakim Abdi Başara tarafından Sivas Konağı olarak ihya edilmek ve kültür evi olarak kullanılmak üzere Sivas Belediye Başkanlığına bağışlanmıştır.
Tarihi konak, 12 odadan meydana gelip, 2 kattan oluşur. Üst katında mutfak, büyük salonlu iki misafir odası, iki büyük hol, 2 oturma odası ve bir yatak odası bulunmakla beraber alt katında ise iki oturma odası, bir büyük mutfak, mahzen ve kömürlük mevcuttur.
Eski Türk evinin bütün sıcaklığını yansıtan bu konak, ilimizde giderek yok olmaya yüz tutmuş nadide Sivas evlerinden güzel bir örnektir. Harabe bir şekilde Belediyemize devredilen Abdiağa konağının aslına uygun olarak restore edilmesi için başlatılan çalışmalar doğrultusunda ilk olarak, sonradan yapılan ve konağın özelliğini bozan müdahaleler iptal edildi.
Kuzey cephe üst katındaki pencereler önceki formuna uygun olarak değiştirilirken, yine bu cephede bulunan ve 1949 yılında kaldırılan köşk kısmı yeniden yapıldı (Ölçüleri 1955 yılında yapılan bir rölöveden tespit edilmiştir). Bozulan ahşap pencereler değiştirilirken, çatısı oluklu kiremitle kaplandı ve yıkılan ahşap saçaklar yenilendi.
Kiremitlik denilen hol kısımları eskiden olduğu gibi sekizgen tuğla ile kaplandı. Doğu alt cephede kapatılan iki pencere yeniden kullanıma açıldı. Cephedeki ahşap silmeler onarıldı, yerinde olmayanlar ise yeniden yapıldı. Tipik odalardaki ahşap korkuluk ve kemerli geçitler eski haline getirildi.
Rölöve ve restorasyon çalışmaları tamamlanarak, Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’ndan alınan onay ile tüm masrafları belediyemizce karşılanan, ilimizde sayısı yok olmaya yüz tutmuş tarihi Sivas evlerinden Abdiağa Konağı da kültür mirasımıza kazandırıldı.

Sivas’in Konaklari Susamis Konagi

27 Kasım 2009

Susamışlar Konağı

SUSAMIŞLAR KONAĞI

Sivas’ın fiziki ve manevi dokusunda iki mahalle adı, bir cami, bir zaviye, bir mektep ve bir çeşme ile iz bırakan büyük şahsiyetlerden olan Ali Baba büyük bir ihtimalle 1470’li yıllarda doğmuş ve 1574’de bir asırdan fazla sürdüğü rivayet edilen ömrünü tamamlayıp, dar-ı ukbaya hicret etmiştir.
Büyük Ali Baba ve torunu Küçük Ali Baba büyük kısmı devrin padişahları tarafından, kendilerine mülk olarak tahsis edilen gelir kaynaklarını vakfederek yukarıda sözünü ettiğimiz müesseseleri inşa ettirmişler ve Sivas’lılar ile gelip geçen yolcuların hizmetine sunmuşlardır.
Bugünkü konağın girişinin üstündeki köşk kısmı ile konağın önündeki çeşme 1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yapılmıştır. Konağın diğer kısımlarının bu tarihe yakın bir zamanda yapılmış olduğu söylenebilir .Osmanlı döneminde bilhassa 17. ve 18. Asırlardan konağın müştemilatının daha fazla olduğu bilinmektedir. O dönemlerde yazlık ve kışlık odalar, mutfak, kiler, çardak, yolcular için misafirhane(han), anbar, iki ahır, samanlık, kapıcı odası, fırın ve çeşme ile avlu ve bahçesi bulunuyordu.
Zamanla fonksiyonunu kaybetmesiyle birlikte bugünkü binanın kaldığı anlaşılmaktadır. Bugün bina 7 ana bölümden müteşekkildir. 1- Giriş kısmının sağ tarafında yaşlılar ve evlilerin oturduğu oda 2- Girişin sol kısmında gençler ve bekarların kaldığı oda 3- Semaha, 4- Semahanenin sağ tarafında çilehane 5- Mutfak 6- Semahanenin ikinci katında kadınlar kısmı 7- İkinci katta misafir köşkü.
Bu haliyle belediyemiz tarafından restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulan konak, Ali Baba ailesinin son sakinlerinden olan Susamışlar’ın (Mehmet Nuri Susamış ve Oğulları) adına izafeten Susamışlar Konağı olarak adlandırıldı.






Sivas’in Geleneksel Kültürleri

27 Kasım 2009

EL SANATLARI

SİVAS HALILARI

  Sivas halılarının en belirgin özellikleri kullanılan ipliğin inceliği, iç boya­malarının özgünlüğü, dokumadaki ustalık, ilmek sayısının fazlalığıdır. bugün bir dm2’ye 60×60 düğüm düşecek biçimde dokunabilmektedir. Çözgü ipliği çok bükümlü ve ince olduğundan dm2 basma düsen ilmek sayısı artmaktadır. Sık dokulu olması için her sıradan sonra kirkitle sertçe vurularak ilmekler sıkıştırılmaktadır. Yumuşak olması için de her iki sırada bir ilmekler taranmaktadır.   Daha çok Iran (sine) düğümüyle dokunan Sivas halısında, Selçuklu ve İran halılarındaki desen karakterinin izleri görülmektedir. Desenine göre lalezar, çeşmibülbül, yılanlı, çamurlu gibi adlar almaktadır.  Sivas halısının bir özelliği de desenlerde zıt renklerden kaçınılmasıdır. Halılarda en az 12 çeşit olmak üzere 20-25’e varan renk çeşidi kullanılmaktadır.

Halıcılık günümüzde, Valilik, Yarı Açık Cezaevi ve kısmen kaymakamlıkların çabası ile yaşatılmaya ve halka geçim kaynağı sağlanmaya çalışılmaktadır.

Kullanılış Biçimlerine Göre Halı Çeşitleri

Makat (Sedir Halısı), Halı Yastık (Yastık Yüzü), Duvar Halısı, Taban Halısı, Tüllüce, Namazlık (Seccade), Heybe ve Çanta. Kilim dokumacılığı daha çok köylerde gelişmiştir. Yaygın olarak kullanılan kilimler; yan kilim, kebir orta kilim, çul kilim, devetüylü kilim, nakışlı kilim, kırmızı ve beyaz kilim gibi isimlerle anılmaktadır.

 ÇAKI-BIÇAK YAPIMCILIĞI

 

2. Mahmud Döneminde (1808-1839) tutulan Sekiye Sicillerinde yer alan bilgilere göre, çakı ve bıçaklar, Subaşı Hanı’nın kuzey girişindeki kapının karşısında bulunan Kılıççılar Çarşısı’nda yapılırdı.

Sivas’taki üretim pahalılık ve yaygınlık bakımından Sam kılıçlarını izler. Bıçakçılığın ise 150 yıllık bir geçmişi vardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında bıçakçılık, Ermeniler tarafından yapılırdı. 1950-60′lı yıllarda tekniğin değişmesiyle bıçakçılık, geçim kaynağı olarak yaygınlaşır ve günümüze kadar gelir. Kılıççılar Çarşısı’nda yapılan kılıçların, silahların zamanla değişmesiyle kul­lanım dışı kalmasıyla kılıç ustaları çakı ve bıçak yapımına yöneldiler. Sivas’ın kara kemik saplı bıçakları ünlüdür. Bıçak sapları için öküz, keçi ve koç boynuzu kullanılır. Boynuz, kolay bulunması ve ucuz olmasının yanı sıra sağlam ve işlenebilir oluşuyla Sivas bıçakçılığının karakteristik malzemesi olmuştur.

GÜMÜŞ İŞÇİLİĞİ

Gümüş işçiliğinde, hazırlanan ahşap kalıplar çeşitli aşamalardan geçerek tel ve ince levha haline getirilen gümüş ile kaplanır. Gümüş kaplama olarak çekmece ve nalınlar yapılır. Diğer bir gümüş isçiliği ise telkari, kalem işi savattır. Bu teknikle de kemerler, bilezikler, bardak ve fincan zarfları, çay tabakları, çay tepsileri, broşlar, ağızlıklar ve tespih süsleri gibi eşyalar yapılır.

 

 

GELENEKSEL GİYİM

GELENEKSEL KADIN GİYİMİ

Fes yörenin yaygın başlık türüdür. Önüne ipekli yemeni, krep dikilir ya da bağlanır. Günlük giyimde her zaman fes kullanılmaz, daha çok değirmi denen düz, hindi denen renkli ve desenli tülbentler bağlanır, işlik denen iç giysileri de ak bezdendir ve elde dikilir. Üste, peşli denen entariler giyilir. Entarilerin tümü yakasız, önden göğüs altına dek düğmelidir.

Özel günlerde sırmalı ve işlemeli cepken de giyilir. Kadife üstüne sırmalılara kadama denir. Alta bel ve parçaları uçkurlu tuman (şalvar biçimli, Bol dikmeli iç giysisi) giyilir.

Renkli ve desenli çoraplar mevsimine göre ince ya da kalın yünden örülür. Günlük yaşamda tülbent, başörtüsü kullanılmaktadır. Buna yaşmaklamak denir. Yaşlı kadınlar namazlık denen uzunca bir başörtüsü kullanır.

Kelik, yemeni, çarık geleneksel kadın ayakkabılarıdır.

GELENEKSEL ERKEK GİYİMİ

Poşu ya da hindi bağlanmış fes, erkek giyim-kuşamında da yaygın başlık biçimidir.

İnce ak ipekten, ketenden yakası düz, omuzdan düğmeli ‘işlik’ üstüne, kolsuz yelek giyilir. Bele şal bağlanır; kalçadan büzgülü ‘şayak’ ya da zıvga denen pantolonlar kalın kumaştandır. Ak-kara, kırçıl çoraplar nakışlıdır. Tokalı çarık, kulaklı yemeni, yüksek ökçeli ve sivri burunlu ‘iskarpin’ yaygın ayakkabı türleridir.

 

SİVAS HALK OYUNLARI

Sivas halk oyunları halay grubuna girmekte ve günümüzde halayların merkez bölgesi Sivas sayılmaktadır.

Bastaki oyuncuya halay bası veya ‘bas çeken’ sondaki oyuncuya pöççük veya pöçük ismi verilmek­tedir.

Halayları erkekler mendille, bir savaş, dövüş anındaki hareketi canlandırır gibi kılıç, değnek kullanıyormuşçasına çevirirler. Kadınlar krep kullanmaktadır.

Sivas halayları genellikle 2-4 bölüm­den meydana gelmektedir. Bu böiüm-er; Ağırlama, Yanlama (Sıkıştırma), Tek ayak (Oynatma), Hoplatma (Yeldime, tezleme) ismini almaktadır.

Her bölümde figürler ve musiki değişmektedir. Oyunlar ağırdan başlayıp, gittikçe hızlanmakta, hoplat­ma bölümünde coşku doruk noktasına ulaşmaktadır.

Ağırlama, aczin ve çaresizliğin; yanla­ma, birlik, beraberliğin; hoplatma, sevincin, mutluluğun ve zaferin ifadesidir.

Sivas yöresinde oynanan halk oyunlarının bazıları şunlardır:

Sivas Halayı, Köy Ağırlaması, Abdurrahman Halayı, Karahisar, Temürağa, Harami, Hoş Bilezik, Özenteki, Tamzara, Sarıkız, Karkın Halayı, Kızık Halayı, Kabak Halayı, Kartal Halayı, Sallangel, Ahçik, Maro, Yanlama, Tozan Halayı, Arnavut Halayı, Çekirge Halayı, Hanım Esme, Hayda Bico, Ters Bico, Horhon Bico, Çedene, Çemberim, Karamuk, Madımak, Turnalar, Pınarınbaşı, Çökelek, Köy iş Halayı, Karaduman, Seyhani, Nenni Nenni, Dik Oyun, Deveci Emmi, Kol Oyunu, Meral Halayı, Ellik, Samahlar, Omuz Halayı, Garipler Semahı, Ireşvan, Pabuç Çitir, Kafe Çeçen, Onbaşı Oyunu.

 

GELENEKSEL MUTFAK

SİVAS KÖFTESİ

Yakın zamanda tescil edilmesi bekle­nen Sivas Köftesi’nin, Sivaslı ustalarca verilen tarifi şöyledir:

Dana etinin kaburga, but, kürek kısmı ile koyunun but kısmından elde edilen et, sinir, zar ve damarlarından ayıklanır. Kullanılan etin iki yaşın geçmemiş, yonca, fiğ, kekik otu ile beslenerek yetiştirilen sığır ve koyun­dan alınması tercih edilir.

Etler kıyma haline getirilir ve uygun miktarda tuz ilave edilerek on iki saat dinlendirilir. Burada önemli nokta kıyma haline getirilen etin sadece bir kez çekilmesi ve içine tuzdan başka herhangi bîr maddenin konulmamış olmasıdır.

Bu etlerden çok kalın olmayan, yaklaşık 7 cm çapında oval köfteler oluşturulur.

Alevsiz, yoğun korlu meşe kömürü ateşine konulan köfteler kısa aralıklar­la çevrilerek her iki yüzlerinin de pişmesini sağlanır. Sivas köftesinin piştiği, etin koyu kahverengi bir renk kazanmasından anlaşılır.

 

SİVAS KEBABI

Özellikle yaz aylarında tüketilen Sivas Kebabı’nda, kuzu eti (but ve pirzola), patlıcan, domates, biber, sarımsak ve isteğe bağlı olarak patates kullanılır. Malzemelerin her biri ayrı ocakta pişirilir. Kuzu etinin pişirilmesinde kuyruk yağı kullanılır. Daha sonra hepsi birlikte, balık sırtı olarak şişlere dizilir ve 20 dakika meşe ağaçlarından hazırlanan ocakta pişirilir. Ekmeği ise özel olarak tandırda hazırlanır.

KAZAN SİMİDİ

Kazan Simidi olarak adlandırılan Sivas’ın meşhur simidi, büyük bir ustalıkla, tam kıvamında hazırlanan hamurun halkalar haline getirilmesi ve ardından bu halkaların pekmezli kazana batırılmasıyla oluşturulur. Pekmeze batırılan halkalar alınıp susamlanır ve tas fırınlarda kızarıp çıtır hale gelinceye kadar pişirilir.

 

MADIMAK AŞI

Türkiye’nin birçok ilinde yetişen madımak otu, özellikle Sivas ve Tokat yöresinin vazgeçilmez besin mad­delerinden birini oluşturur. Toplanan madımaklar bir gün bekletilir. Daha sonra ince ince kıyılan madımağın içerisine kıyma, pastırma, sucuk ve mantar konulur ve 30-40 dakika kaynatılan yemek sıcak servis yapılır, isteğe bağlı olarak yoğurtla yenir.

 

 

PESKÜTAN ÇORBASI

Peskütan Çorbası Sivas’ın yöresel bir yemeğidir. Süt ürünlerinden yapılan bir çorba çeşididir. Özellikle sonbaharda yoğurdun özel bir yöntemle ekşimesi sağlanarak üretilir.

MUMBAR DOLMASI

Koyunun bağırsaklarına Sivas’ta mumbar denir. Çok iyi yıkanarak ve yağlı dış kısımları içine çevrilir.

 Bu iş çeşme suyunun yardımıyla olur. Çekilmiş ete veya dövülmüş ete ince bulgur, salça, soğan, biber, tuz ilavesiyle hazırlanan içle doldurulur ve pişirilir. Mumbarın baştan 80-100 cm.lik kısımları makbuldür ki buna mumbar başı derler. Kurbandan veya kıymalık yapımından sonra mumbarlar doldurulduğu gibi özel olarak sakatatçılardan mumbar başlarını alıp dolma yapıldığı da çok görülür. Mumbar dolması özellikle yıkaması çok zahmetli olduğundan komşular pişirince birbirlerine verirler. Hatta çok samimi komşuların mumbar dolmasını gizlice alarak sonra pişiren ev ile birlikte yedikleri işittiğimiz latifelerdendir.

Osmanlı Devrinde Sivas

27 Kasım 2009
Timur’un tarihçisi Şerafettin Yazdî, Sivas surlarının çok sağlam olduğunu, kuzey, güney, doğu ve batının hendeklerle kuşatılmış olduğunu, 7 kapısının bulunduğunu kaydeder. Evliya Çelebi’nin tasviri de bu hükmü desteklemektedir. A. Gabriel’de Timur’un Sivas surlarını tamamen yıkmadığını, kale bedenleri ile kapıları tahrip ettiğini yazar.
  
Timur’un Anadolu’yu istilâsından sonra Kadı Burhaneddin’in damadı olması muhtemel Mezit Bey Sivas’ı elinde bulunduruyordu.
  
Tarihte Fetret Devri diye anılan bu devirde Osmanlı birliğini sağlayan Çelebi Mehmet Amasya’da oturmaktaydı. Sivas, Tokat, Samsun, Çorum sancakları da Amasya’ya bağlıdır. (1413)
Mezit Bey topraklarını genişletmek için harekete geçince Amasya’da bulunan Çelebi Mehmet, Beyazıt Paşa’yı onun üzerine göndermiş ve Mezit Bey Sivas’ta yaptığı şiddetli bir savunma savaşından sonra teslim alınarak Amasya’ya getirilmiş ve hayatı bağışlandıktan sonra uzun yıllar devlet hizmetinde bulunmuştur.
Kadı Burhaneddin’in esir edilişi (E. Yavi)   Hüseyin Hüsamettin, Amasya tarihinde, Mezit Bey’in Sivas hakimiyetinin 1408 yılına kadar sürdüğünü kaydetmektedir. Sivas’ın harap olan kalesi Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1418 yılında Ak Bey eli ile tamir ve ihya edilmiştir.
 

 

Mezit Bey’in Beyazıt Paşa tarafından kuşatılması (E: Yavi)

 

Sivas Gravürü- 1881 (Mecmuai’l-Alem)

 

Sivas Vilayeti Haritası 1901 (Sivas Müzesi’nde)

 

Osmanlı-Akkoyunlu karşılaşması sırasında, başında Yusufça Mirza bulunan bir ordu 1472 yılında Sivas ve Tokat’ı yağmalamış ertesi yıl Otlukbeli zaferinden sonra Sivas, doğudan gelecek tehlikelerden kesin olarak kurtulmuştur. Çünkü Fatih 1475 yılında Otlukbeli’nde Uzun Hasan’ı yendikten sonra Akkoyunlar Devletini toplamaya çalışan eşi Begum Sultan’ın çalışmalarını engellemek için Uzun Hasan’ın küçük oğlu Uğurlu Mehmet’e kızı (Gevher Han Sultan’ı vermiş ve onu doğu bölgesindeki tehlikeyi karşılamak üzere Beylerbeyi yapıp Sivas’a göndermiştir. Ancak kısa bir süre sonra Uğurlu Mehmet’in öldürülmesi ile kızı Gevher Han Sultan ve torununu Sivas’tan İstanbul’a aldırmıştır. Fatih, Uzun Hasan’ın üzerine giderken Sivas’tan geçmiştir. II. Beyazıt ile Cem Sultan arasındaki anlaşmazlıkta, Cem Sultan taraftarı Trabzonlu Mehmet Bey ile Sivas Beylerbeyi Süleyman Paşa’nın yaptıkları savaşı, Süleyman Paşa kazanmıştır. Cem Sultan bir ara Sivas üzerine yürümek istemişse de Fatih’in Ankara civarında olduğunu öğrenince geri dönmüştür.   1509 yılında Sivas, Amasya, Tokat, Çorum yöresi şiddetli bir zelzele geçirmiş, halk 45 gün dışarıda kalmıştır. Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail üzerine giderken ordunun bir kısmını Sivas ile Kayseri arasında bırakarak Suşehri üzerinden Safevi topraklarına girmiştir.   1527 yılında Baba Zülnun ile Sülün oğlu taraftarları ayaklanarak Karaman ve Sivas Beylerbeyliği ordularını bozguna uğratmışlardır. Uzun uğraşmalardan sonra Diyarbakır ve Adana Beylerbeyi taraftarları ile birlikte bu isyan bastırılmıştır.   Daha sonra II. Beyazıt devrinin sonunda, şehzadeler isyanı sırasında vaziyetin kararsızlığından istifade ederek Anadolu’da geniş sahalara yayılan Şahkulu hareketini bastırmak üzere memur edilen Vezir-i âzam Hadım Ali Paşa Sivas havalisinde Gökçay mevkiinde çarpışma sırasında ölmüştür. Şakîler de doğu hudutlarına çekilerek Şah İsmail ile birleşmişlerdir.   Osmanlı hakimiyeti altında Sivas büyük bir eyalet merkezi olmuştur. XVI. yüzyılda Eyalet-i Rûm (Anadolu Eyaleti) denilen Sivas eyaleti, Paşa Sancağı olan Sivas’tan başka Amasya, Çorum, Yozgat, Divriği, Samsun ve Arapkir Livalarını ihtiva etmek üzere Orta Fırat havalisinden, Orta Karadeniz bölümüne kadar uzanıyordu. XVII. yüzyılda başa geçen padişahların çoğunun dirayetsiz olması nedeni ile Anadolu’da isyanlar birbirini takip etmiştir. Sivas ve yöresi isyanların merkezi durumuna gelmiştir. Kapıkulu ve Tımarlı askerlerin bozulması, rüşvet, iltimas ve haksızlıklar ile uzun süren harpler sonucu bu isyanlar çıkmıştır. Yukarıdaki sebeplerin yoğunlaştığı bir sırada Yozgatlı Celal adlı bir eşkiya, etrafına topladığı binlerce adamı ile ilk isyanı çıkarmış, bundan sonraki isyanların hepsine Celâli İsyanları denilmiştir. En önemlileri Karayazıcı Delihasan, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Abaza Mehmet Paşa ve Vardar Ali Paşa isyanlarıdır.   İran savaşları sırasında, 1635 yılında, Padişah IV. Murat bir ara Sivas’a gelmiştir.   XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Sivas, zaman zaman Çapanoğulları’nın tesiri altında kalmış, Valiler ve Derebeylerinin devlete karşı başkaldırma hareketlerinden çok zarar görmüştür. Bu zamanda Sivas’ın ekonomik önemi ile beraber nüfusu da azalmıştır.   XIX. yüzyılda Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerini önceki dönemlere nispetle daha sakin geçirmiş ve oldukça verimli çalışmalar yapılmıştır. Halil Rıfat Paşa’nın yol davasındaki büyük çalışmaları “Gidemediğin Yer Senin Değildir” sözü ile değer bulmuştur.   Reşit Akif Paşa devlet idaresine sağladığı hürmet ve güvenle, Muammer Bey’in okul yaptırma açtırma yolundaki çabaları şükranla anılmaktadır   500 yıllık bir süreden sonra, Timur’un yıktığı ve harap ettiği Sivas’a belirli bazı eserler yapılmış ve Sivas bu şekilde Cumhuriyet Hükümetine teslim edilmiştir. 

Sivas Vilayeti Haritası 1901 (Sivas Müzesi’nde)

 

Osmanlı-Akkoyunlu karşılaşması sırasında, başında Yusufça Mirza bulunan bir ordu 1472 yılında Sivas ve Tokat’ı yağmalamış ertesi yıl Otlukbeli zaferinden sonra Sivas, doğudan gelecek tehlikelerden kesin olarak kurtulmuştur. Çünkü Fatih 1475 yılında Otlukbeli’nde Uzun Hasan’ı yendikten sonra Akkoyunlar Devletini toplamaya çalışan eşi Begum Sultan’ın çalışmalarını engellemek için Uzun Hasan’ın küçük oğlu Uğurlu Mehmet’e kızı (Gevher Han Sultan’ı vermiş ve onu doğu bölgesindeki tehlikeyi karşılamak üzere Beylerbeyi yapıp Sivas’a göndermiştir. Ancak kısa bir süre sonra Uğurlu Mehmet’in öldürülmesi ile kızı Gevher Han Sultan ve torununu Sivas’tan İstanbul’a aldırmıştır.
Fatih, Uzun Hasan’ın üzerine giderken Sivas’tan geçmiştir. II. Beyazıt ile Cem Sultan arasındaki anlaşmazlıkta, Cem Sultan taraftarı Trabzonlu Mehmet Bey ile Sivas Beylerbeyi Süleyman Paşa’nın yaptıkları savaşı, Süleyman Paşa kazanmıştır. Cem Sultan bir ara Sivas üzerine yürümek istemişse de Fatih’in Ankara civarında olduğunu öğrenince geri dönmüştür.
 
1509 yılında Sivas, Amasya, Tokat, Çorum yöresi şiddetli bir zelzele geçirmiş, halk 45 gün dışarıda kalmıştır.
Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail üzerine giderken ordunun bir kısmını Sivas ile Kayseri arasında bırakarak Suşehri üzerinden Safevi topraklarına girmiştir.
 
1527 yılında Baba Zülnun ile Sülün oğlu taraftarları ayaklanarak Karaman ve Sivas Beylerbeyliği ordularını bozguna uğratmışlardır. Uzun uğraşmalardan sonra Diyarbakır ve Adana Beylerbeyi taraftarları ile birlikte bu isyan bastırılmıştır.
 
Daha sonra II. Beyazıt devrinin sonunda, şehzadeler isyanı sırasında vaziyetin kararsızlığından istifade ederek Anadolu’da geniş sahalara yayılan Şahkulu hareketini bastırmak üzere memur edilen Vezir-i âzam Hadım Ali Paşa Sivas havalisinde Gökçay mevkiinde çarpışma sırasında ölmüştür. Şakîler de doğu hudutlarına çekilerek Şah İsmail ile birleşmişlerdir.
 
Osmanlı hakimiyeti altında Sivas büyük bir eyalet merkezi olmuştur. XVI. yüzyılda Eyalet-i Rûm (Anadolu Eyaleti) denilen Sivas eyaleti, Paşa Sancağı olan Sivas’tan başka Amasya, Çorum, Yozgat, Divriği, Samsun ve Arapkir Livalarını ihtiva etmek üzere Orta Fırat havalisinden, Orta Karadeniz bölümüne kadar uzanıyordu.
XVII. yüzyılda başa geçen padişahların çoğunun dirayetsiz olması nedeni ile Anadolu’da isyanlar birbirini takip etmiştir. Sivas ve yöresi isyanların merkezi durumuna gelmiştir. Kapıkulu ve Tımarlı askerlerin bozulması, rüşvet, iltimas ve haksızlıklar ile uzun süren harpler sonucu bu isyanlar çıkmıştır. Yukarıdaki sebeplerin yoğunlaştığı bir sırada Yozgatlı Celal adlı bir eşkiya, etrafına topladığı binlerce adamı ile ilk isyanı çıkarmış, bundan sonraki isyanların hepsine Celâli İsyanları denilmiştir. En önemlileri Karayazıcı Delihasan, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Abaza Mehmet Paşa ve Vardar Ali Paşa isyanlarıdır.
 
İran savaşları sırasında, 1635 yılında, Padişah IV. Murat bir ara Sivas’a gelmiştir.
 
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Sivas, zaman zaman Çapanoğulları’nın tesiri altında kalmış, Valiler ve Derebeylerinin devlete karşı başkaldırma hareketlerinden çok zarar görmüştür. Bu zamanda Sivas’ın ekonomik önemi ile beraber nüfusu da azalmıştır.
 
XIX. yüzyılda Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerini önceki dönemlere nispetle daha sakin geçirmiş ve oldukça verimli çalışmalar yapılmıştır. Halil Rıfat Paşa’nın yol davasındaki büyük çalışmaları “Gidemediğin Yer Senin Değildir” sözü ile değer bulmuştur.
 
Reşit Akif Paşa devlet idaresine sağladığı hürmet ve güvenle, Muammer Bey’in okul yaptırma açtırma yolundaki çabaları şükranla anılmaktadır
 
500 yıllık bir süreden sonra, Timur’un yıktığı ve harap ettiği Sivas’a belirli bazı eserler yapılmış ve Sivas bu şekilde Cumhuriyet Hükümetine teslim edilmiştir.
 

Selcuklular Dönemi Sivas

27 Kasım 2009

Danişment Gazi’nin ölümünden sonra Sivas Nizamettin Yağıbasan idaresine geçmiş, Emir Danişment’in halefleri ile Selçuklu hükümdarı sık sık ihtilâf halinde bulunmuşlardır.1172 yılında Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan Emir Zulnun üzerine yürüyüp başşehri olan Sivas’ı almış, daha sonra sultan, Sivas ve Tokat havalisini Zulnun’a geri vermiştir. Fakat 1174′de Nureddin’in vefatı üzerine, yardımdan mahrum kalan Zulnun II. Kılıçarslan’a karşı mukavemet edememiş ve Sivas Selçuklu Sultanı’nın eline geçmiştir. 1175′de Sivas böylece kesin olarak Selçuklu devleti hakimiyetine girmiştir.

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat Moğol tehlikesine karşı Sivas surlarını yeniliyor (E. Yavi/ 1221)

II. Kılıçarslan, topraklarını iki oğlu arasında paylaştırdığı sırada (11585) Sivas ve Aksaray’ı büyük oğlu Kubdeddin Melikşah’a vermiştir. Tokat emiri olan kardeşi Rükneddin Süleyman, daha sonra Melikşah’tan Sivas ve Konya’yı alarak Selçuklu Devleti’nin bütünlüğünü yeniden sağladı ve Sivas, devletin en mühim şehirlerinden biri halini aldı.

1220 yılında I. İzzeddin Keykavus tahta çıkınca amcası olan Erzurum hâkimi Mugiseddin Tuğrul Şah bunu tanımayarak İzzeddin Keykavus’u Sivas’ta kuşatmış, ancak Harran ve Ruha Meliki Aşraf bin Adil’in yardım göndermesi üzerine Tuğrul Şah çekilmek zorunda kalmıştır.

 

İzzeddin Keykavus 1220 yılında Sivas’ı merkez yapmış ve bu şehirde, daha önce uzun süre kalmıştır. İzzeddin Keykavus Anadolu’nun ilk Tıp Fakülteleri’nden olan Şifaiye Medresesi’ni 1217 yılında Sivas’ta açmıştır. Darüşşifa adı da verilen bu medresede; ruh, cilt ve göz hastalıkları bölümleri vardı.

İzzeddin Keykavus 1220 yılında Sivas’ta ölmüş ve vasiyeti üzerine Şifaiye Medresesi içindeki türbeye gömülmüştür. I. İzzeddin Keykavus’tan sonra tahta geçen Alaaddin Keykubat’ta Sivas’ın imarına devam etmiş bu arada şehrin kale ve surlarını tamir ederek yıkılan yerlerini yeniden yaptırmıştır (Resim 23). Bu hükümdar zamanında Sivas’ın Nüfusunun 120.000′e vardığı söylenir.

Fakat, çok geçmeden Moğollar’ın Anadolu’ya akınları ile durum değişti. 1231-1232 yıllarında Çermagon Noyin Kumandasında Sivas’a kadar uzanan Moğollar şehrin kale dışı mahallelerini yakıp yıktılar ve birçok genimet alıp götürdüler. bunları Erzurum’a kadar takip eden Emir Kemalettin Moğollar’a yetişemedi. Sivas’ın kesin olarak Moğollar tarafından alınması 1243 yılında oldu.

Kösedağı Savaşı :

 

Moğollar Baycu Noyin kumandasında Sivas’ın 80 km. kadar kuzeydoğusunda bulunan Zara-Suşehri arasındaki Kösedağı’nda II. Keyhusrev’in ordusunu dağıttıktan(26 Haziran 1243) sonra şehrin üzerine yürüdüler. Sivas Kadısı Kırşehirli Necmettin, başlangıçta Baycu Noyin’e başvurarak şehri yakılıp yıkılmaktan kurtardı, halkın kılıçtan geçirilmemesini sağladı, ancak; Sivas Moğol askerleri tarafından 3 gün yağma edildi. Baycu Noyin’in emri üzerine şehrin bütün kapıları kapatılarak yalnız Erzincan kapısı açık bırakıldı. Kösedağ Savaşı ile Anadolu Moğol hakimiyetine girmiş oldu.

İlhanlı nüfuzu altında Selçuklu hakimiyetinin devam ettiği XIII. yüzyılın 2. yarısında Sivas siyasi kararsızlıktan çok sıkıntı çekti. Bununla beraber, bugüne kadar gelen en değerli abidelerin bu sırada yapılmış olması ayrıca dikkati çekmektedir.

1298′de İlhanlılar’a karşı isyan eden Sülemiş önceleri muvaffak oldu, hatta Sivas’ı bir ay süre ile muhasara ederek zaptetti ise de, sonunda mağlup oldu. XIV. yüzyılın başından itibaren Anadolu, İlhanlıların gönderdikleri Valiler tarafından idare edilmeye başlandı (1303-1304). Bu valiler Selçuklu başşehri Konya’yı değil de daha merkezi durumda, temas imkanı daha kolay olan Sivas’ı merkez seçerek, müstakilmiş gibi yaşadılar. Bu sıralarda Sivas’ın çok önem kazandığı anlaşılmaktadır. Abu’l-Fida XIV. yüzyılın ilk yarısında Sivas’ı pek çok tüccarı bulunan, meşhur bir şehir olarak tasvir eder. Hamd Allah Al-Mustavfi Sivas’ın zahire, meyve ve pamuğunun bol olduğunu söyler (Sivas’ta pamuk yetiştiği ifadesi hatalı olup Cihannümaya kadar, daha başka bir takım kaynaklarca da tekrarlanmıştır.).

Heyd, (Histoire Du Commerce Du Levant 1923) XIII. yüzyılda Konya, Suriye ve Irak tacirlerinin burada toplandıklarını, XIV. yüzyılda Sivas’ın Avrupa ile bağlantı halinde olduğunu ve burada bir Ceneviz Konsolosu bulunduğunu kaydeder (Resim 24).

XIV. yüzyılın ilk yarısında Sivas’ı ziyaret etmiş bulunan İbni Batuta, Seyahatnamesi’nde Sivas’ı “Irak Melikinin Anadolu’daki şehirleri içinde en büyük olanı” diye anlatır. Şehrin inşa tarzının güzel, sokaklarının geniş, çarşılarının kalabalık olduğunu söyler. Bu sırada Sivas, İlhanlı hükümdarı Abu Said Bahadır Han’ın Naibi olarak Anadolu’nun büyük bir kısmını idare eden Emir Alaaddin Eratna hakimiyetinde bulunuyordu. Eratna daha sonra Memlük hükümdarının himayesine geçmiş ve Sivas ile Erzincan arasında Karanbük’te Timurtaş’ın oğlu küçük Şeyh Hasan’ı bozguna uğratarak (1343) Sivas’ta istiklâlini ilân etmiş, devletine merkez olarak da Sivas’ı seçmiştir. Eratna memleketini güzel idare ederek İlhanlı tahakkümünden bıkan halkı memnun etmiş, sukûneti sağlamış, adaletinden dolayı halk kendisine Köse Peygamber ismini vermiştir. Sivas, Kayseri, Niğde, Aksaray, Ankara, Develi, Karahisar, Amasya, Tokat, Merzifon, Samsun, Erzincan, Şarkkikarahisar ve Çorum’dan ibaret bir devlet kuran Eratna Bey, âlim bir hükümdan olup, Arapça konuşurdu.

1352 yılında vefat eden Eratna’nın yerine iki oğlundan biri olan Mehmet Bey geçti. Diğer oğlu Cafer Bey Mısır’a kaçtı, bir ara Mehmet Bey’e karşı veziri hoca Ali Şah isyan ettiyse de Memlûklû’ların yardımı ile bertaraf edildi, 1365′de Mehmet Bey katledilerek yerine oğlu Ali Bey getirildi. Ali Bey eğlenceye düşkün bir hükümdardır. Onun devrinde merkezin hakimiyeti gittikçe zayıfladı. Valiler kendi başlarına hareket ettiler. Bunu fırsat bilen Karamanoğlu Kayseri’yi zaptederek Ali Bey’i Sivas’a kaçırttı. Kayseri Kadısı olan Kadı Burhaneddin, Ali Bey ile beraber Sivas’a kaçtı ve ona vezir oldu. 1380′de ölen Ali Bey’in yerine oğlu II. Mehmet Bey getirildi. Pek küçük olan Mehmet Bey’i Kadı Burhaneddin tahttan indirdi ve hükümdârlığını ilân etti. Eratna ailesi yarım yüzyıl hüküm sürmüş, pek çok sikke (para) bastırmış, Sivas, Kayseri ve Tokat’ta bazı eserler yaptırmıştır.

Kadılıktan hükümdarlığa çıkan bu cesur ve âlim adamın babası Oğuzların Salur kolundandır. Ana tarafından ise Selçuklu devleti Maliye Nazırı Bedrüddin Mahmud’un kız torununun oğludur. Kadı Burhaneddin Şam ve Mısır âlimlerinden orta tahsil görmüş, memleketine dönünce de bir süre ders okutmuştur. Eratna oğlu Ali Bey’e vezirlik, Ali Bey’in küçük oğluna naiblik etmiş ve onu tahttan indirerek hükümeti eline almıştır (1380). Kadı Burhaneddin sonraları kendisine aleyhtar olan Eratna sülalesi ve Amasya Bey’i Ahmet, Tokat Bey’i Şeyh Necip, Karaman oğlu ve Erzincan hakimi ile mütemadiyen uğraşmış, Memlûk ve Osmanlılarla da çarpışmaktan geri kalmamıştır. 1389′da Sivas’ı 40 gün muhasara eden Memlûklular’ı çekilmeye mecbur ettiği gibi Çorum taraflarında Yıldırım Beyazıt’ın ordusunu da mağlup etmiştir. Kadı Burhaneddin eski müttefiki Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osman üzerine açtığı bir savaşta rakibini küçümsemiş ve bu küçümseme hayatına mal olmuştur (1398).

Timur tehlikesine karşı Memluklular’ın ve Osmanlıların dikkatini çeken Kadı Burhaneddin’in âni ölümü üzerine yerine Küçük oğlu Alâaddin geçirildi ise de, Timur tehlikesine karşı şehir Osmanlılar’a teslim edildi.

Kadı Burhaneddin gençliğinde askeri terbiye görmüş, spor yapmış, âlim kıyafeti yerine asker elbisesi ile gezmeyi tercih etmiş, kış geceleri ilmi tetkiklerdebulunarak kitaplar ve şiirler yazmıştır. Türkçe, Arapça, Farsça şiirleri vardır. Türkçe olan bir divanı (British Museum) da olup fotoğraflarla alınmış bir nüshası Necip ASIM Bey’in teşebbüsü ile Ankara Milli Eğitim Bakanlığı Kütüphanesi’ne konulmuştur. Bu divanın bazı parçaları 1922 yılında İstanbul’da da basılmıştır. Timur istilasını göz önünde tutan Kadı Burhaneddin, şehir surlarının yanına derin hendekler açtırmış ve kaleleri tamir ettirmiştir.

TİMUR’UN SİVAS’I İSTİLASI

 

Büyük bir ordu ile Anadolu’ya giren Timur, Yıldırım Beyazıt ile karşılaşmadan önce Erzincan üzerinden, 180.000 kişi ile şehri ansızın kuşattı. Kalede 4000 kişi vardı. Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Şehzade Emir Süleyman kuvvet getirmek amacıyla şehirden çıktı. Kuşatılan şehre dışarıdan top ve mancılık yağdırıldı, surlara lağım atılarak büyük gedikler açıldı. Şehir ancak 18 gün dayanabildi, kan dökülmemek şartı ile teslim olan müdafiler diri diri toprağa gömüldüler, şehir üç gün yağma edildi.

1402 yılında Timur’un Yıldırım Beyazıt ile olan muharebesinde Yıldırım’ın mağlup edilmesi üzerine de Sivas Timur idaresine geçmiş oldu. Bu devirde Sivas çok harap edildi, bir kötülüğü ifade etmek için şu sözü deyim olarak Sivaslılar yıllarca söyledi. “Sana öyle bir kötülük edeyim ki Timur Sivas’a etmemiş ola”.

Danismentliler Dönemi Sivas

27 Kasım 2009

Aksarayî (Mûsameret-ül Ahbar Neşriyat Osman Turan sahife 17 ve devamı) ve ondan naklen birçok İslâm kaynaklarındaki bilgilere göre Sivas Bölgesi’nin Niksar, Tokat, Amasya, Kayseri ve Elbistan havalisi ile beraber, Emir Danişment tarafından fethedildiği belirtilmektedir. Ancak Mükrimin Halil Yınanç çağdaş Bizans yazarlarının kayıtlarına dayanarak bütün bu havalinin Selçuklu Sultanı Melikşah’ın emrindeki Kumandanlardan Emir Tutak ve Emir Artuk tarafından fethedildiğini, Emir Artuk Irak’a gittikten sonra belki onun yerine Emir Danişment’in gönderilmiş olabileceğini ve bunun sonucu olarak bu fethin ona mal edildiğini belirtir. Her ne suretle olursa olsun Emir Danişment, kısa bir zaman sonra iç Anadolu’nun kuzey doğusuna hakim olmuş ve Sivas Anadolu’daki Türk hakimiyetinin ilk safhasında Danişmentlilerin elinde kalmıştır.

Danişmentname’ye göre Bağdat Halifesinden aldığı izin üzerine Emir Danişment emrinde Tursan, Çavuldur Çaha, Karadoğan gibi Kumandanlarla Sivas’a gelip uzun zamandan beri harap bir halde bulunan şehri alrmış, sonra yanındaki kumandanlardan Kursan ile bir kısmını İstanbul’a göndermiş, bir kısım kumandanlar Karaman yöresine gitmiş, Emir Danişmet ise yanında kalan kuvvetlerle birbiri arkasına Tokat, Komenek (Eski Kaman) ve Turhal kasabalarını almıştır. Ayrıca Amasya ve Niksar’ı da alıp Kumandanlarından bir kısmını Kastamonu havalisinin, bir kısmını da Canik (Samsun) taraflarının alınmasına memur etmiştir. Daha sonra kendisi Canik Bölgesine yürümüş ve buranın kuşatılması sırasında yaralandığı halde isyan eden Niksar şehrini tekrar almak üzere geri dönüp Niksar’a gelmiş, burada Hıristiyanlarla yaptığı savaşta yenilerek yaralanmış, Niksar’a dönünce de orada ölmüş ve Niksar’a gömülmüştür.

 

Danişmendli Melik Ahmed Gazi Sivas’ı alışı 1095 (E. Yavi)

Sivas, Danişmetliler zamanında önemli gelişmeler göstermiş, çağın kültür ve ticaret merkezlerinden birisi olmuştur. Sivas merkez olmak üzere, Kayseri, Tokat, Amasya, Niksar ve Çorum havalisini içine alan bir Beylik kurulmuş ve kurucusuna izafeten Danişment Beyliği denilmiştir.

Danişment Gazi’nin ölümünden sonra Sivas Nizamettin Yağıbasan idaresine geçmiş, Emir Danişment’in halefleri ile Selçuklu hükümdarı sık sık ihtilâf halinde bulunmuşlardır.1172 yılında Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan Emir Zulnun üzerine yürüyüp başşehri olan Sivas’ı almış, daha sonra sultan, Sivas ve Tokat havalisini Zulnun’a geri vermiştir. Fakat 1174′de Nureddin’in vefatı üzerine, yardımdan mahrum kalan Zulnun II. Kılıçarslan’a karşı mukavemet edememiş ve Sivas Selçuklu Sultanı’nın eline geçmiştir. 1175′de Sivas böylece kesin olarak Selçuklu devleti hakimiyetine girmiştir.

Sivas’in Tarihi Ve Cografyasi

27 Kasım 2009

Üç vadi arasındadır Sivas. Kızılırmak Havzası; kenti İç Anadolu iklimine, Yeşilırmak; Karadeniz, Fırat Havzası ise Doğu Anadolu iklimine bağlamaktadır. Bu üç su, üç yol, üç farklı kültür demektir.

Kuzeyden Kelkit vadisi, doğuda Köse Dağları’nın uzantısı olan Kuruçay vadisi ve Yaman Dağı, güneyde Kulmaç Dağı, Tahtalı Dağları’nın uzantılarıyla, Hezanlı Dağı, batıda Karababa, Akdağlar ve İncebel Dağları gibi yükseklikler çizer kentin doğal sınırlarını. 

Coğrafya

35 derece-50 dakika ve 38 derece-14 dakika doğu boylamlarıyla, 38 derece-32 dakika ve 40 derece-16 dakika kuzey enlemleri arasında kalan il, 28,488 km2 lik yüzölçümü ile Türkiye’nin toprak bakımından ikinci büyük ili olan Sivas’ın il topraklarının büyük bölümü Kızılırmak, bi bölümü de Yeşilırmak ve Fırat havzalarına girer.

İl alanı kuzeyden Kelkit Vadisi, doğudan Köse Dağları’nın uzantıları, Kuruçay Vadisi ve Yama Dağı, güney­den Kulmaç Dağları, Tahtalı Dağları’nın uzantıları ve Hezanlı Dağı, batıdan Karababa, Akdağlar ve incebel Dağları gibi doğal sınırlarla çevrilidir. Kızılırmak, Kelkit Çayı, Tozanlı Çayı, Yıldız Irmağı, Çallı Çayı ve Tohma Çayı en önemli akarsularıdır.

Sarkışla-Gemerek Ovası. Yıldızeli (Bedehdun) Ovası, Suşehri Ovası, Tohma Vadisi, Kızılırmak Vadisi. Çallı Suyu Vadisi ve Kelkit Vadisi ilin belli beşli tarım olanları ve ulaşımı belirleyen önemli olanlarıdır.

Sivas ilinde ağırlıklı yeryüzü seklini platolar oluşturmakladır, il olanının % 47,6’sı platolarla, % 46,2’si dağlarla, %6,2’si ise ovalarla kaplıdır. Sivas’ın en büyük platosu Uzunyayla’dır. Ayrıca, Uzunyayla’ya oranla daha zengin otlaklara sahip olan Meraküm Platosu da ilin ender yüksek düzlüklerindendir.

Kuzey Anadolu Dağlarıyla Güney Anadolu Dağlarının birbirine yaklaştığı bir yöre olan Sivas il alanında kıvrılma ve yükselmeler sırasında bazı kesimler Çöküntüye uğramıştır. Bu çöküntü alanları ilin önemli su merkezlerinden olan gölleri oluşturmuştur. Hafik Gölü, Tödürge Gölü, Lota Gölleri, Gürün – Gökpınar Gölü bu göllerden bazılarıdır.

 

İklim 

Sivas, çevre illere göre kendine has bir iklim özelliğine sahiptir. Çevresine göre bir mikro klima iklim bölgesidir. Bu özelliği sağlayan temel unsurlar; çevre illere göre daha yüksek oluşu, kuzey rüzgârlarına açık oluşu, enge­beli bir yapıya sahip oluşu, yıl içinde değişen basınç farkı, il topraklarının farklı coğrafi bölgelerde yer almasıdır.

 

Sivas’ta aralarında küçük farklar olmakla birlikte ana hatlarıyla karasal iklim görülür. Kızılırmak Havzası’na giren bölümlerinde karasal iklim yaşanan ilde, Yeşilırmak Havzası’na giren kısımlarda Karadeniz ardı iklimi, Fırat Havzası’na giren kısımlarda ise Doğu Anadolu iklimi egemendir. Kışları soğuk ve sert geçer, genede kış ayalarında bol kar yağışı görülür ve il 3-5 ay karla örtülüdür. Yazları sıcak ve kurak, ilkbahar ve sonbahar ayları yağmurlu geçer. İlin küzey bölümünde, Koyulhisar ve Suşehri ilçelerinde, karasal iklimden tipik karadeniz iklimine geçiş görülür. Bu bölgelerde, iç kesimlere göre havalar ılık geçer.

 

Sivas Adının Kaynağı

 

Sivas, Roma Devrinde Sebasteia adıyla anılmıştır. Birçok kaynak ise Sivas adının Sebastia’dan türediği konusunda ortaklaşmaktadır. Kentin Tabura veya Talavra, Megalopolis, karama gibi bilimsel olarak kesinlik kazanmamış adlarının yanı sıra, MÖ 1. yüzyılda Romalı komutan ve devlet edamı Pompeius’un verdiği Diopolis adı da kaynaklarda yer almaktadır. Sivas adının Hititlerin bir kolu olan Sibasip kavminin adından geldiği de tarihsel bir söylence olarak kayıtlara girmiştir.

Selçuklular Döneminde zaman zaman başkent olan Sivas, bir bilim ve ticaret kenti olarak önemini korumuştur. Osmanlı Devrinde Eyalet-i Rum’un Eyalet-i Sivas kimliğiyle yönetsel bir merkezi olan kent, Cumhuriyet Devrinde Sivas adıyla il merkezine dönüşmüştür.

 

 

Nüfusu

Sivas Genel nüfusu 631,112 – Sivas il merkezi nüfusu (belde ve Köyler dahil) 329.011 dir. – Şehrimizde 62 mahalle mevcuttur. Sivas 16 ilçesi ve 1245 köyü ile önemli bir idari yapıya sahiptir.

Cumhuriyet Üniversitesi

7 Fakülte 3 Enstitü ve il ve ilçelerde 15 Meslek Yüksek okulu ile dev bir eğitim yuvası olan Cumhuriyet Üniversitesi , 18.000 öğrenci kapasite ile Sivas’ımız da önemli bir potansiyeldir.www.cumhuriyet.edu.tr

Sivas Okul Durumu

Sivas Merkezinde 160 İlköğretim , 22 Lise ve dengi okul. Sivas Genelinde 702 İlköğretim , 70 Lise ve dengi okul . bulunmaktadır.

Ulaşım

Sivas İli, Orta Anadolu ile Doğu Anadolu ve Karadeniz ile Güneydoğu Anadolu illeri arasında bir geçiş mekanı üzerinde bulunmaktadır. 1930′larda demiryolu ve sonrasında karayollarının geliştirilmesi sonucunda il, konum itibariyle ulaşım ağı üzerinde bir kavşak noktası oluşturmuştur. Yük taşımacılığında demiryolu, yolcu taşımacılığında karayolu ağırlıklı olmak üzere çevre illerle ve ülkenin diğer illeri ile ulaşım kolaylıkla sağlanmaktadır. Son yıllarda hızla gelişen havayolu taşımacılığı ilimiz ekonomisine ayrı bir canlılık kazandırmıştır.

Karayolu Ulaşımı

İlin Türkiye genelinde tüm illerle karayolu bağlantısı vardır. Yük taşımacılığında TIR ve kamyonların önemli bir yeri olup, yolcu taşımacılığı ise ildeki otobüs şirketleri ve çevre illere ait, ilimiz üzerinden geçiş yapan otobüs firmalarınca sağlanmaktadır.

Demiryolu Ulaşımı

1930 tarihinden beri faal olan demiryolu ulaşımı ilde, yük ve yolcu taşımacılığında önemli bir yere sahiptir. Her gün Doğu Ekspresi ile Kars ve İstanbul yönüne, Güney Ekspresi ile Tatvan, Kurtalan ve İstanbul yönüne, Mavi Tren ile Malatya, Kayseri ve Ankara yönüne, haftanın belirli günlerinde Malatya ve Diyarbakır yönüne karşılıklı tren seferleri, Samsun yönüne her gün karşılıklı Posta Treni vardır.

Havayolu Ulaşımı

Şehir merkezine 23 km. uzaklıktadır. Haftanın her günü İstanbul-Sivas. Sivas-İstanbul seferleri devam etmektedir.